Yaşlanma, hiçbirimizi teğet geçmeyecek fizyolojik bir süreçtir. Ancak yavaşlatmak bizim elimizde! Hatta hayatımızda “eskinin 25’i, şimdinin 40’ına denk” diye yeni bir terim bile var. Peki ne oldu da yaşlanmayı böyle yavaşlatabiliyoruz?
Öncelikle bilinç, özellikle güneş ışınlarından erken yaşlardan itibaren özenle korunan kişilerde cildin yaşlanması büyük oranda yavaşlıyor. Çünkü güneş ışınları, aklınıza gelen tüm yaşlanma bulgularının en önemli sebebi. Bununla birlikte sağlam bir genetik yapıya ve dengeli hormon düzeylerine sahipsek değmeyin keyfimize. Ve tabi ki yeme-içme düzenimiz cildimizin yaşlanmasında önemli.
Yeme-içme düzeniyle ilgili önemli bir konu da uzun yıllar boyunca kilo değişikliği çok yaşamayanların daha iyi yaşlanması. Çünkü ani kilo almalar ve vermeler, elastikiyetimizi, dolayısıyla deri kalitemizi düşürüyor ve sarkmalara yol açıyor. Peki sadece bunlar mı yaşlanmaya sebep olan? Maalesef hayır, yaşlanmayı tetikleyen daha birçok sebep var. Mesela yer çekimi, stres, çevre kirliliği, sigara-alkol, yaşla birlikte azalan bağ dokumuz, sarkan yağ dokumuz, eriyen kemik dokumuz ve kadınlarda özellikle menopoz ile birlikte gençlik iksiri östrojenimizin azalması. Bir nevi yıllar bize karşı, tam yapacaklarımızı yapıp, hayattan ne istediğimizi netleştirip, keyfimize bakacakken o da neyin nesi? Aynaya bir bakıyoruz ve biz, eski biz değiliz, cildimizde nemsizlik, kırışıklıklar, sarkmalar veya lekeler… Aman Allahım yaşlanmışız! Ama artık elimiz daha güçlü. Çünkü cerrahi aşamaya gelmediysek ki bu aşama genellikle daha ileri yaşlarda önerilir, yapılabilecek ve cildimizi eski kalitesine döndürebilecek çok fazla alternatifimiz var. Bunlardan biri de gençlik serumu olarak bilinen Aminoasit Replasman Terapisi (ART). ART, her ne kadar mezoterapiler içinde sınıflandırılsa da, bilinen mezoterapi uygulamalarına göre çok daha etkili bir yöntem.
Cildin kalitesini artırmaya çalışan uzmanlar olarak aslında tüm yaptığımız işlemlerde asıl amacımız; yaşla birlikte azalan bağ dokumuzu-kollajenimizi artırmak ve mevcut dokumuzun kalitesini artırmak. Bu konuda patentli aminoasit içeriğine sahip ART, elimizi oldukça güçlendiren ve onaylı bir bileşen. ART aslında gençlik serumu olarak bilinen ürünlerin ilk geliştirileni ve etkinliği-güvenilirliği onaylı olan formu.
ART, aminoterapi olarak da adlandırılan uzun soluklu kollajen üretimine katkıda bulunan, 4 temel aminoasidi içeren bir ürün. Aynı zamanda cilde nem ve elastikiyet kazandıran hyalüronik asit (HA) de içerir. Ancak bu HA, dolgularda olandan farklıdır, çapraz bağsızdır. Yani hacim vermez ama sahip olduğu su tutma kapasitesine bağlı olarak cildi nemlendirir ve elastikiyetini artırır.
Gelelim aminoasit konusuna. Aminoasitler, proteinlerin yapı taşlarıdır. Dolayısıyla protein yapısında olan kollajen için aminoasitler elzemdir. ART, glycine, L-proline, L-lysine, L-leucine olmak üzere ciltte kollajen üretiminde rol oynayan en önemli 4 aminoasiti içerir. Yani aslında ART ile cilde verilen, cildin çok iyi tanıdığı ve zamanla kaybettiği aminoasitler ve hyalüronik asittir. Cildin zaten yapı taşları olan bu moleküller cildin ihtiyacı olan nem ve elastikiyeti verirken, yan etkiye de yol açmıyor ve yaşlanma, nemsizlik, matlık ve sarkma olan tüm bölgelere uygulanabiliyor. Ama genel olarak yüz, boyun, dekolte ve eller en sık uygulama yaptığımız bölgeler.
Peki uygulama sıklığı nasıl olmalı?
Tabi ki bu kişideki yaşlanma bulgularının yoğunluğuna göre değişiyor. Ancak ortalama 2-3 hafta ara ile 3-4 seans uygulama yapılması belirgin etkiye yol açar. Uygulama sonrası genellikle ilk 1 hafta içerisinde ciltte bir nemlenme, ince kırışıklıklarda azalma, canlılık ve lifting etkisi farkedilir. Bu etki özellikle seansları bitirdiğimizde çok daha fazla hissedilir ve elde ettiğimiz etki ortalama 1 yıl sürer.
Özetle aminoterapi olarak da bilinen ART, kadın-erkek, her yaş grubunda güvenle kullanılabilen, hızlı etkisi ile hem bizlerin hem de hastalarımızın yüzünü güldüren bir gençlik serumu uygulamasıdır.
Doç. Dr. Hilal Gökalp
Dermatolog
Nişantaşı/İstanbul




